2 Şubat 2012 Perşembe

Büyülü

Hayal gücüm daha aktif çalışırken izlediğim filmlerin,okuduğum masalların etkisinde kalarak bana gizli mektuplar bırakan birini hayal ederdim.O kadar gizliydi ki bu mektuplar büyülüydüler de.Mum alevine tutmadan okuyamazdın.Güzel sözler yazardı içlerinde.Bazılar bulmaca gibiydi,çözmek gerekirdi..

O zamanlardan arda kalan alışkanlıktan olsa gerek hala ben o notları arıyorum sağda solda.Tutuyorum ateşe elime geçen kağıtları.Belki vardır içlerinde bana yazılmış,bulmam umuduyla sağa sola bırakılmış bir kağıt parçası diye.Yüzleşmem gereken bazı şeyler oldu elbette.Hayat Bilgisinde işe yarar bilgi olarak sunulan fakat nedeni açıklanmayan onlarca bilgi gibi "ateşle oynamayın" ın nedenlerini keşfettim önce.Beni durdurabildi mi? Tabi ki hayır.İki türlü de durduramadı.Fiziksel zararları ve duygusal zararlarına rağmen.Olsun hayal kırıklığını biriktirmeyi tercih etmedim hiç bir zaman.Bana kalırsa sadece hala zamanı var..

Çok bir şey ummuyorum aslında.Yani hayatım bir kağıt parçasının beni bulmasına bağlı değil aslında.Ama hala masallardaki kadar büyüleyici geliyor bana.Sanki farklı bir dünyadan geliyormuş gibi.Hem yanık kağıt kokusunu da çok severim ben.Çok sigara içmemin sebebi belki de budur.Yani sigara içerken izlemeyi de severim ben.Dumanını,yanan kağıdı.. Belki de bilinçaltımda üzerinde bir yazı belirecek diye bekliyorum hala. 

Sözün özü vazgeçmedim hala.Bu yazıyı da hatırlatma notu olsun diye yazayım dedim.Hala bekliyorum.Her gözüme ilişen kağıda hala bakıyorum.Elbet bir yerde,bir zamanda elime geçecek sihirli mektuplarım biliyorum.Yalnız elini biraz çabuk tutarsan sevinirim.Hem bence sen de sağa sola bak.Ben bırakmıştım çok öncelerden sana.Hem eline geçerse sen de inanırsın sihirli,gizemli kağıtlara.Hem belki bir mucize bulursun benim gibi o kağıtları ararken..

Şimdilik bu kadar..

30 Ocak 2012 Pazartesi

Melaris

Küçüklüğümden beri değişmeyen bir şey varsa o da ne zaman ağlasam başıma korkunç bir ağrının saplanmasıdır galiba.Babam gözyaşlarına dayanamazdı ondan yasaktı ağlamam.Belki o zaman birikenleri atıyorum şu sıralar.En ufak bir şeyde nasıl olduğunu anlamadan süzülmeye başlaması bundandır.Rahatlamam gerekir ama değil mi ama rahatlatmıyor.Aksine suçlu hissettiriyor beni.

Öfkenin korkunun bir üst seviyesi olduğu hakkında okuduğum yazıya da hemen katılmam çocukluk dönemlerine denk geliyor sanırsam.Babam kırmaktan korkardı bizi.Gözyaşları da korkuturdu onu.Ve ne zaman korksa panikler,panikleyince de öfkelenirdi.Kısacası bir insan öfkeliyse karşımda elimde olmadan ona hak verişim de o zamanlara dayanıyor anladığım kadarıyla.Tek kendi öfkemi mazur göremiyorum şu hayatta.Onun da nedenini çözemiyor oluşumdan galiba.

Şu aralar garipsiyorum her şeyi,herkesi. İsteri krizine dönüşebiliyor herhangi bir şey benim için bu garipseme hali yüzünden.Ve aptallaşıyorum.Aptallaştığım zaman doğru kelimeleri bulamıyorum.Bulamayınca kendime kızıyorum.Kızınca da malum..

Çocukken ağlamadığım için kaskatıydım halbuki.Ağlama duygusu geldiği zaman nasıl tepki vereceğimi bilmiyordum ilk başlarda.Tam manasıyla salaklaşıp saçmalıyordum.Ama bağımlılık gibiymiş bu aralar bunu çözdüm.Mutlu olunca ağlıyorum,kızınca ağlıyorum,üzülünce ağlıyorum kısacası her duyguyu aynı şekilde dışa yansıtıyorum: Ağlamak.

Şu sıralar iki şikayetim var senden ağlamak.İlki etrafımdakilerin beni nevrotik ve zayıf olarak nitelendirmesine yol açıyorsun.Diğeri ise verdiğin şu garip baş ağrısı beni zayıf düşmüş hissettiriyor.Bir de daha fazla rahatlatıcı etki istiyorum senden mümkünse.Böyle yüksek doz sakinleştirici almışım etkisi bırakırsan üzerimde daha mutlu edersin beni.

16 Kasım 2011 Çarşamba

Zorlama Sebebi Yok!

Hayatımın büyük bir bölümünde bahanelerin arkasına sığındım.Bu sığınma eyleminden de epeyce hoşlandım açıkçası.Çünkü genelde,özellikle kendini inandırabilmek için,epeyce çalıştırman gerekiyor beynini.Bahanelerin kurgusu da inandırıcılığı da daha bir gelişiyor böylelikle.Sığınak da epeyce sağlamlaşıp genişliyor.Orada kalmak da pek bir rahat geliyor insana. Ta ki beyin bahane üretemez hale gelene kadar.

Karşı taraf ısrarlı bir şekilde neyi neden yaptığını sorguladığı zaman bir yerden sonra duruyor bahaneler. O an dank ediyor kafana.Canın istediği için yaptın başka bir sebebi yok.Canın istedi ve de yaptın bu kadar. Ama o kadar alışmışız ki etrafımızdakilerin onayını almaya onları ikna ettiğimizi düşünerek kendimize meşrulaştırıyoruz yapmak istediğimiz şeyleri.Zorunda mıyız? Hayır aslında. Bu çemberden elimize geçen de sadece ve sadece gerçekten aradığımız şeyi bizden uzaklaştırmak oluyor. Kurgu o kadar sağlam ki kendini kandırdığını fark ettiğinde olaylar geri sarım kara delik gibi çökmeye başlıyor üzerine. Kendin bile seni terk etmiş hissederken öz-arzu da bir o kadar ulaşılmaz geliyor. Al sana nur topu gibi depresyon.

Şu anda takıldı aklıma. İlişkilerde hesap sormak diye bir şey de yok aslında. Soru sorarken aklında kurduğun kurguya uyması için edilen dua var. Nedeni mi? "Gördün mü gene ben haklıyım" durumu ile "Bana biraz daha güzel yalanlar söyle, gerçekle yüzleşmeye cesaretim yok" sorunsalı. Kısacası etrafımızdakiler algılatmıyor dünyayı biz algıladığımız kadarıyla yaşıyoruz.Bu sebeple soruları bir miktar da olsa susturup sadece yaşamayı denesek bir müddet ne olur? Bahaneler ya da sebepler öne sürüldükçe olay değişmiyor ki.

Anın değerini bilemeyen aptallığıma atfediyorum bu yazıyı. Tekrar unutursam rast gelirim umarım rast gelirim de aptallığımın ömrünü kısaltır.